Psikoloji Sözlüğü
Varoluşsal kaygı
Varoluşsal kaygı, insanın kendi varoluşuna dair temel gerçeklerle karşılaştığında duyduğu kaygıdır: Bir gün öleceğimiz, hayatımıza kendi seçimlerimizle anlam vermek zorunda olduğumuz ve kimsenin bizim yerimize yaşayamayacağı gerçeği.
Kavramın kökleri Søren Kierkegaard ve Jean-Paul Sartre gibi filozoflara uzanır. Psikiyatrist Irvin Yalom, varoluşçu psikoterapiyi tanımlarken dört temel kaygı kaynağından söz eder: ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamsızlık.
Nasıl hissedilir?
- "Hayatımın anlamı ne?" sorusunun ağırlığı
- Önemli bir karar karşısında felç olmuş gibi hissetmek
- Bir doğum günü, bir kayıp ya da bir hastalık sonrası zamanın geçtiğini keskin biçimde fark etmek
- Kalabalıklar içindeyken bile derin bir yalnızlık hissi
Bir sorun mu, bir davet mi?
Varoluşçu bakış açısına göre varoluşsal kaygı bir bozukluk değil, insan olmanın bir parçasıdır. Hatta kişiyi daha bilinçli ve daha sahici bir hayata davet eden bir işaret olabilir. Sorun, bu kaygıdan kaçmak için hayatı daraltmaya başladığımızda ortaya çıkar.
Varoluşçu terapide nasıl çalışılır?
Varoluşçu terapi bu sorulara hazır cevaplar vermez. Bunun yerine kişinin kendi cevaplarını bulmasına eşlik eder: Neyi önemsiyorsun? Hangi seçimleri erteliyorsun? Hayatının hangi kısmını gerçekten yaşıyorsun? Bu yaklaşım, Uzm. Psk. Mehmet Durmuş'un çalışmalarının temelini oluşturur. Anlamsızlık hissi çökkünlükle birlikte geliyorsa depresyon ve anlam arayışı sayfasına da göz atabilirsin.

